Kimse bizi “gidenin arkasından teneke çalmakla” suçlayamaz. Milleti ikiye bölen, koskoca bir devlet kadrosunu müsteşarından odacısına kadar tedirgin eden, yerinden eden, can ve mal güvenliğini yok eden, memleketi 70 sente muhtaç eden bir cephenin hiçbir zaman yanında olmadık ve de olmayacağız.
Dün neysek, bugün de oyuz. Çünkü güçlü, halka dayalı, ciddi, adil, sosyal, çağdaş bir devlet yönetiminden yanayız. Giden cephe böyle değil miydi? Değildi! Bu öyle bir cepheydi ki…
Bırakın da acı örnekleri bir daha vermeyelim. Acıları bir daha depreştirmeyelim. Süleyman Bey giderayak milletin kürsüsünden feryat ediyordu: “İcraatımızdan hesap sorun!”
Hangisinden? Gece saat 22.30’da yıldırım telgrafla görevden alınan hükümet tabibinden mi? Bir örnektir bu! Sağlık Bakanlığı 22 Aralık 1977 günü Sakarya Valiliğine bir telgraf çeker. Saat 22.30’dur. “Geyve Hükümet Tabibi Dr. Yılmaz Korular’ın Ankara Kalecik Hükümet Tabipliği’ne tayini yapılmıştır. Tel emri alınır alınmaz, emrin tebliği ile tebellüğ edildiğinin telle bildirilmesi rica.”
Ne olmaktadır? Savaş hali mi vardır? Düşman karşısında bozguna uğrayan cephe kumandanı mı değiştirilmektedir? Gece on buçukta yıldırım telgrafla bir hükümet tabibini değiştirmenin âlemi nedir? Telgrafta bir eksik vardır: “Dakika fevki idamı muciptir” kaydı unutulmuştur.
Bir de o olsa tamam olacaktır. Ama telgrafın saati kadar tarihi de önemlidir.
22 Aralık 1977… Yani gensoru önergesinin verildiği gün… Sanki yangından mal kaçırılmaktadır… Cephecilik budur işte… Bütün bir devlet kadrosunu tedirgin etmek budur işte… Gecenin yarısında bir doktoru yıldırım telgrafla görevden almak… Cephenin icraatı budur işte… “Devietluiarımız” akıllarınca gider ayak işi sağlama almaktadırlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.