20 Mayıs 2016 Cuma

Eğer Sümüğü Akan Çocuğu Sevebilirsen...

İstanbul’un yeni Milli Eğitim Müdürü Ruhi Kanak’la geçen gün tanıştık. Aslında tanışıklığımız taaa 1969 yıllarına kadar uzardı ama yüz yüze gelmemiştik. Ruhi Kanak AP ve MC dönemlerinin sürüp kıydığı öğretmenlerdendi. Hem de gerekçesiz, soruşturmasız görevden alınan, ülkenin bir sınırından bir sınırına sürülen öğretmenlerdendi.


Şimdiki gibi hakkında soruşturma açılan, müfettiş raporuna dayanılarak görevden alınırken çoğuna, “Aynı ilde hangi okulu istersiniz?” diye sorulanlardan değil. Ruhi Kanak’ı 1969’dan tanırdık demiştik.


1969’da yine sürülmüştü. Öğretmenlikten ayrılıp kırtasiyecilik yapmaya karar vermişti… O günlerde Süleyman Beyin de gazetelerde bir demeci çıkmıştı:


“Kırtasiyeciliği kaldıracağız…”


Ruhi Kanak, bize mektup yazıp sormuştu:


“Sayın Demirel ne zaman yakamızı bırakacak? Kırtasiyeciliğe başlıyoruz, onu da kaldıracakmış!”


Geçen gün Ruhi Kanak’la bunları konuşuyorduk. Eğitim, öğretim, öğretmenlik üzerine konuşuyorduk. Ruhi Kanak, “Hepsinin başı sevgi” diyordu. “Sevgi olmadan bunların hiçbiri olmaz. Öğretmen okulunu bitirirken bir öğretmenimin bize verdiği bir öğüt, ciltler dolusu kitaba bedeldir. Öğretmenimiz şöyle demişti:


“Hepiniz öğretmen olacaksınız, sınıflara gireceksiniz, ilk derste uslu çocuklar göreceksiniz, yaramaz çocuklar göreceksiniz, güzel çocuklar göreceksiniz, çirkin, çocuklar göreceksiniz, sarışın çocuklar göreceksiniz, esmer çocuklar göreceksiniz, hırçın çocuklar göreceksiniz, yumuşak başlı çocuklar göreceksiniz, uyumlu çocuklar göreceksiniz, uyumsuz çocuklar göreceksiniz, hırslı çocuklar göreceksiniz, rahat çocuklar göreceksiniz Ama bir de burnundan sümükleri akan çocuklar göreceksiniz. İşte, bu burnundan sümük akan çocukları görünce, içinizden hemen mendili çıkarıp o çocuğun burnunu silmek geçmezse, çocuğun o sümüğünden iğrenirseniz, bu mesleği bırakın. Siz o zaman öğretmen olamazsınız. Öğretmen olabilmek için, o sümüklü çocuğu sevmek, onun sümüğünü silmek gerek’…”


İçimizden, “Tam Necdet Uğur’a göre bir müdür” diye geçirdik. Yüreği insan sevgisiyle dolu bir bakanın, milli eğitim müdürü de böyle olurdu.6u, Ruhi Kanak’ın eski bir anisiydi… Bir de yenisi vardı.


İstanbul’da göreve başlamasından birkaç gün sonrasına ait bir anısı:


“Göreve başladıktan sonra, bana kentin yoksul semtlerindeki bir lisenin müdürü geldi. Okulunun gereksinmelerini bildirdi. Orta yaşlı bir öğretmendi. Kendisine kaç yıldır bu okulda müdürlük yaptığını sordum:


“On bir yıldır aynı okuldayım. Yorulmuş olacaksınız… Başka bir okulda, daha olanaklı bir semtteki okulda görev verilmesini istemez misiniz?” diye sordum. Müdür bana ne dedi bilir misiniz?


“Benim bu okuldaki görevim daha bitmedi. Birkaç yıl daha bu okulda kalmak istiyorum.”


Şaşırdım: “Nedir sizin bu bitmeyen görevleriniz?”


Pek söylemek istemedi, üstüne gittim: “Herhalde bana söylemek zorundasınız”


Anlattı: “Ben sabahları okula geldiğimde hangi öğrencinin kahvaltı yapıp karnını doyurduğunu, hangilerinin olanaksızlıkları nedeniyle okula aç geldiklerini yüzlerinden okurum. Bu öğrenciler için, anlaştığım bir fırından simitleri, bir bakkaldan da peyniri parasız olarak sağlayıp, onların gururunu incitmeden doyurduktan sonra derse öyle sokarım. Bunun yanında daha pek çok sorunu vardır bizim yörenin. Bu sorunların çoğunu gidermeden bu okuldaki görevimden ayrılmayı düşünmüyorum. Eğer, benim yerime bu göreve getireceğiniz arkadaş, onları anlayabilecekse, onlara bir anne, bir baba olabilecekse, gönül rahatlığı ile görevimi bırakabilirim. Yoksa görevimden memnunum.”


Ruhi Kanak bunları anlattıkça biz düşünüyorduk. Kim bilir, bizim de, sınıflarda kaç kez sümüğümüz akmıştı. Ve kim bilir kaç kez sümüğümüzü o öğretmenlerimiz silmişti.


Ama şimdi… Kardeşi kardeşe vurduran, kırdırtan bir yönetimden sonra öğretmenin yüreğindeki bu sevgiyi nasıl tazeleyecektik?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.