Ayçan Savaşan, ODTÜ’de okuyan oğlunu görmek İçin 10 yaşındaki kızıyla Ankara’ya gitti. Motorlu tren gece saat 10’da Ankara’ya vardı. Ayçan Savaşan, Aşağı Ayrancı’da bir dostlarının kızının evinde kalacaktı. Kocası İsmet Savaşan, “Aman ne olur, Ankara’ya varır varmaz beni telefonla ara” demişti. Oysa geldikleri evde telefon yoktu.
Şimdi ne olacaktı? Günlerden de pazardı. O saatte çevrede açık bir dükkân da yoktu. Ev sahibi genç kadın, “Bu saatlerde burada taksi de bulunmaz” dedi.
Gece saat tam 11.30 olmuştu. Tek çare sokağa çıkıp bir dolmuş bulmak ve şoförden telefon olan bir yere kendisini bırakmasını istemekti.
Ankara bildiği bir şehir değildi. O saatte bir kadının sokağa çıkması, bugünlerde göze alınacak bir iş değildi ama çaresi de yoktu. Kızını alıp yola çıktı. Köşede dolmuş beklerken bir minibüsün geldiğini gördü. Çekinerek elini kaldırdı, minibüs durdu. Ama içinde yedi, sekiz erkek olduğunu görünce yüreği hopladı. ‘Bir taraftan gece, bir taraftan yabancılık onu iyice korkutmuştu. Daha ağzım açmadan, önde oturan biri eğildi:
“Efendim bir şey mi istediniz? Size nasıl yardım edebiliriz?”
O zaman minibüstekilerin resmi elbiseli polisler olduğunu gördü. Şapkalarını çıkardıkları için tanıyamamıştı. Bir çırpıda o saatte sokakta ne aradığını söyledi.
“Buyurun efendim, biz sizi telefonu olan bir yere götürelim.”
Minibüse bindi. Biraz sonra bir karakolun önünde durdular. Burası Aşağı Ayrancı Karakoluydu. Karakol amiri de kadıncağıza gereken ilgiyi gösterdi. Ayçan Savaşan. Ankara’daki bir başka tanıdığına telefon ederek, İzmir’e telefon etmesini, kocasına sağ salim Ankara’ya vardığını söylemesini rica etti.
Kızıyla karakoldan dışarı çıktığı zaman, polis minibüsünün kapıda durduğunu gördü. Ekip amiri hemen aşağı indi ve kapıyı açtı: “Buyrun, siz! Evinize götürelim. Bu saatte araç bulamazsınız.”
“Ama sizin işiniz vardır, görevinizi aksatmayayım…”
“Hayır efendim, hayır… Bu da bir görev. Çoktandır böyle görevlere öylesine hasretiz ki buyurun…”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.