Sevgili kardeşim ve arkadaşım,
Mektubunu ah vah ve dahi eyvah sesleri arasında okudum. Aman kardeşim sen ne haltlar yemişsin. Ne işler çevirip, neler karıştırmışsın. Anlattıkların ne hesaba gelir, ne de kantara! Ankara’da bir seminere katılacağım, diye tutturmuşsun. Zar zor, torpilsiz işi punduna getirip seminere gitmişsin. Seminer sonunda ilk derecelere girmemekle birlikte yine de başarılı olmuşsun. Tebrik ederim. Ama bundan sonra? İşte ondan sonra işleri karıştırmışsın. Bak neler yaptığını kendi ağzından dinle:
Ankara’dan gelince boş zamanlarımı değerlendirerek 40 daktilo sayfası “Seminer Anılarım” adlı bir rapor hazırladım. Birer örneğini Ankara’daki ilgililere, bir örneğini de çalıştığım fabrikaya verdim. Ankara’dan gelen cevapların hepsinde takdir ve tebrik ediliyordum. Şimdiye kadar seminere katılan hiç kimseden böyle bir rapor gelmediğini bildiriyorlardı. Ancak bizim fabrika idaresi, raporu 8 ay beklettikten sonra kayıtsız kuyutsuz iade etti.
Hey Allah’ım! ‘Kardeşim sen iyice sapıtmışsın, ya da üşütmüşsün. Sen bugüne dek raporların bir işe yaradığım nerede gördün. Raporlar hasıraltı değirmeninin hammaddesidir. Dua et ki iade etmişler. “Tuttum, vazifeli bulunduğum’ muhasebe servisinde bazı yeniliklere kalkıştım. Yıllarca önce bastırılmış, bugünkü işçi ücret ödemelerine ters düşen bordroları değiştirmek için yeni bir örnek hazırladım. Zamandan, kâğıt ve işçilikten tasarruf sağlayacaktım. Netice sıfıra sıfır elde var sıfır.”
Oh olsun! Sana mı kaldı âleme nizam vermek. Sana, salla başını al maaşım, demediler mi? Demişlerdir ama bir kulağından girip, bir kulağından çıkmıştır. Eğer senin dediklerin doğru olsaydı, sayıp büyüklerin herhalde senden önce yaparlardı. Onlar düşünmediğine göre şenin düşünmen, düşünmekten vazgeçtik bir de yapman, ne küstahlık!
Seminerde bir kişi ortalama 1200 liraya mal oluyordu. Bakanlığın harcamalarını da buna eklerseniz maliyet en az 2 bin liraya varacaktı. Seminere 113 kişi gitmişti. Demek ki, devlet bir kalemde 226 bin lirayı bu arkadaşlara harcamıştı. Peki bunun karşılığı ne olmuştu? Yani bu eğitim bizim fabrikaya ne yarar sağlamıştı? İşbaşı eğitimi organize edilmiş, iş öğretimi planlaşmış, iş usulleri geliştirilmiş, iş münasebetleri düzenlenmiş, haberleşme etkin duruma getirilmiş, iş emniyeti temin edilmiş miydi? Neticede maliyet ne
kadar düşmüş, kalite ne derece yükselmiş, imalattaki artış yüzde kaça çıkmıştı? Kınaca verim ne ölçüde artmıştı?” “Hay Allah’ım! Yahu bunlardan sana ne? Sen garip bir çingenesin, gümüş zurna neyine? Ama dinlemez ki! Daha da devam eder.
“’Bunu anlamak için bir araştırma hareketine giriştim. 27 kişiyle konuşarak kendilerine bazı sorular sordum. Ortaya şahane nedenler çıktı. ‘Bir devlet işletmesinde hâkimi olan zihniyet nedir? İşler neden yatar? Eğitim niçin güme gider? Devlet üretimi neden pahalıdır? Ücretler işe neden düşüktür? Çalışma ne sebeple sabahın karanlığından, akşamın karanlığına kadar sürer? İş, neden iki misline çıkmaz? Hulasa her şey çarşaf gibi önüme serildi.” İyi halt ettin! Sen şimdi çarşafın akını da, karasını da görürsün. Bak adamı nasıl çarşaflatırlar!
“Bu araştırmanın, eğitim, değerlendirme toplantısında, değerlendirilmesi gerekti. Böyle bir toplantı yapılabilmesi için başvurmadığım kimse kalmadı. Sonunda genel müdürlüğe durumu arz ettim. Genel müdürlük, etkili ve yetkili bir kişiyi gönderdi, Gelen önemli kişi müracaatımın nedenleri ortadayken, sanki başka nedenler varmış, onlar ortaya çıkarılmak isteniyormuş gibi beni sorguya çekti. Aradan iki ay geçti. İki ay sonra o önemli kişinin huzuruna tekrar çıktım. Müracaatımın ne olduğunu soracak oldum, Vay sen misin soran! Önemli kişi bir celallendi kil Ben kim oluyormuşum da eğitimin hesabını sürüyormuşum. Bu ne cüret, ne haddini bilmezlikmiş… Bir fabrika işçisi, kalkacak da koskoca müdürlere, efendi, bunca adam eğitime gitti, yüz binler harcandı, bundan devlet millet ne kazandı, işin püf noktası, aksayan tarafı nedir? diye saracak. Bana, buyurun, diye kapıyı bir gösterdi ki, sorma, ama hiç sorma.”
Sorma ya! Yap yap sonra sorma diye hesap yermekten kaç. ‘Biz sana yıllardan beri ne dedik. Kaçma, karışma, çalışma dedik. Ama sen kim, bizim lafımızı dinlemek kim? Bari bundan sonra aklını başına devşir. Kimsenin dalgasını taşlama. Dönen dümenlere akıl erdirmek senin ne haddine. Sen de yapış kazanın kulpuna! Böyle gelmiş, ama böyle gitmeyecek, diyorsun değil mi? İstediğin kadar de! Sen o zamana1 kadar postu çoktan deldirmiş, kuyruğu titretmiş ölürsün. Ama sen yine bakma benim laflarıma! Çoluk çocuğa selam.
Atışa devam!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.