Türkiye İş Bankası’nın yerinde, bir döneme damgasını vurmuş olan ve köpek başı logolu plaklarıyla hatırlanan Sahibinin Sesi Plak Stüdyosu (His Master’s Voice) bulunuyordu. Her türlü gramofondan en yeni plaklara kadar her şey bu mağazadaydı. Hemen yanında da locaları ve genişçe pistiyle bir ‘dansing’i andıran, her dansı kıvırabilen ve acemileri yönlendiren konsomatrisleriyle ünlü Vagon Blö (Wagon Bleu) Ban vardı. Bina, ondan da önce Abdülhamid’in başkatibi Süreyya Paşa’ya aitti. Adını bir şekilde buralarda nüfuz sahibi olmuş bir Venedikli veya Cenovalı’dan almış olabileceğini düşündüğüm Korsan ÇıkmazıTıın köşesinde 1900’lerin başında Moskovit (Le Grand Cercle Moscovite) bulunuyordu.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Moskovit’ten şöyle bahseder:
“Ortada hora tepen ince belli, levend Kafkas delikanlıları, masaların arasında dolaşan berrak gözlü Rus prensesleri, Asyalı safahatın ve Asyalı coşkunluğun her sesiyle haykıran çılgın bir müzik, yemek esnasında su yerine votkanın insanı birden bire kavrayan sinsi ve kancık tesiri, vakit henüz akşamın dokuz buçuğu olmasına rağmen, herkesin aklını çoktan başından almıştı. O kadar ki burada vestiyerden başlayarak insana bütün hizmet edenler de müşteriler kadar sarhoş görünüyordu.”
1925’te mekanı satın alan George Karpiç (Carpitch) buraya kendi adını verdi. Üç yıl sonra Karpiç, Atatürk’ün isteği üzerine lokantasını Ankara’nın Ulus semtine taşıdı. Karpiç, İstanbul’da bir Rus lokantası açan ilk isimdi. Pera halkı Rus yemeklerini Rejans’tan da önce ilk olarak Karpiç’in 1921’de İngiliz Sarayı’nm tam karşısında açtığı lokanta sayesinde tanımıştı.
Rus Devrimi’nin ardından İstanbul’a akın eden Beyaz Ruslar, İstanbullulara Rus yemeklerini ve Rus müziklerini getirmekle kalmadılar. Ruslar, Beyoğlu’nun eğlence ve fuhuş hayatında zaman zaman abartılsa da önemli bir yere sahipti. Beyoğlu erkeklerinin haraşo diye çağırdığı beyaz tenli, kısa san saçlı, soylu Rus kadınları uzun eldivenleri, dansları, içten davranışlarıyla erkeklerin yüreğini hoplatıyordu. Pera’da fuhuş, gece hayatı ve zevk alemleri yüzyıllardan beri zaten vardı. Ancak Ruslar, kendi alışkanlıklarını var olan hayata katarak daha soylu bir şekle soktu. Aralarında Çarlık Rusya’sının ünlü simalarının, sanatçılarının, sinema yıldızlarının olduğu haraşolar Pera’ya renk kattı.
Willy Sperco, haraşolarla ilgili olarak “hepsinin çok beyaz ve narin elleri, güzel dişleri ve çok hoş gülümsemeleri vardı. Müşteriler genellikle onlara aşık olurlardı. Bu yüzden ihanete uğrayan kadınlar ve genç kızlar, bayağı endişelenmeye başladılar. Türk gazetelerinde bu kadınlar hakkında hoş olmayan yazılar çıktı” diye yazar. (Sperco, Willy, Yüzyılın Başında İstanbul, İstanbul Kitaplığı, İstanbul, 1989)
İstanbul tarihçisi Jak Deleon ise “Beyaz Rusların varlıklarım en çok duyumsattıkları yıllar 1920-24 arasıdır. Bu yıllarda Beyoğlu Beyaz Rus istilasına uğramıştı sanki. Ana caddeler üzerinde kabareler, arka sokaklarda pavyonlar açılıyor, Rus lokantalarının masaları kaldırımlara taşıyor, şarkılı ve danslı şovlar İstanbul gecelerine renk katıyordu. Beyoğlu’nun arka yakasında Odessa ve Kiev genelevlerinden kaçan kadınlar kokain pazarlıyordu” der.
Haraşoların istilasına uğrayan İstanbul, yeni bazı alışkanlıkları da onlardan edinmişti. İstanbul’a gelene dek çok güç günler geçiren, gemilerde pislikten ve sefaletten bitlenen Rus kadınları saçlarını kökünden kestirip başlarına peruk geçirince, önce peruk modası başlamış, perukçular türemiş, sonra saçları biraz uzadı mı da gidip yaptırdıkları “Rusbaşı” denen kısa saç moda olmuştu.
Haraşoların bir diğer hediyesi de İstanbulluları denizle tanıştırmalarıydı. Plaj modası yan çıplak denize giren sarışın Rus dilberlerle başlamıştı. Tarihi memba sularıyla meşhur, “fülürye” kuşlarının öttüğü mesire yeri de bundan böyle haraşoların doldurduğu “Florya” plajı olmuştu.
Haraşolar, İstanbul’da fazla kalmadılar. Teker teker başka diyarlara gittiler. Ama kaldıkları süre içerisinde İstanbul erkeğine kibarlığı, centilmenliği ve saygıyı öğrettiler. Haraşolardan geriye kabareler, pavyon ya da barlar kalmadı ama uzun yıllar hatırlanacak aşklar, anılar, mutluluklar kaldı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.