14 Mart 2016 Pazartesi

Kınakına Ağacı, Kauçuk Ağacı, Paletüviye Ağacı ve Yerfıstığı ile Doğal Yaşam

Kauçuk Ağacı


Kauçuk ağacı tropikal bölgelerde yetişir. Gövdesinde açılan çiziklerden «lateks» adı verilen beyaz bir sıvı akar. Bu sıvıdan ham kauçuk ya da lâstik denen madde elde edilir.


Kauçuk ağacının gövdesinde açılan derince çiziklerden, tıpkı çam ağacının gövdesinden akan reçine gib; beyaz bir sıvı akar. Bu sıvı toplanıp süzülür, saf suyla sulandırılır bir asidin etkisiyle koyuca bir kıvam alması sağlanır. Böylece elastik bir madde elde edilmiş olur. Bu elastik madde akarsu altında, özel makinelerde yaprak yaprak kesilir, sonra da kurutulur. Böylece saf kauçuk elde edilmiştir. Dayanıklılık kazanması İçin kükürtle karıştırılır ki buna kauçuğun “vülkanize edilmesi” denir. Kauçuk artık otomobil lastiği boru gibi pekçok çeşitli eşya yapımına elverişli hale gelmiştir.


Kınakına Ağacı


Kınakına, Güney Amerika ormanlarında, ya da Afrika yaylalarında yetişen büyük bir ağaçtır. Kabuğunda, doktorlukta sıtmanın tedavisinde kullanılan kinin adlı ilâcın ham maddesi bulunur.


Kınakına ağacının yüksekliği 25-30 metreye ulaşabilir. Nemli ve deniz yüzeyinden yüksek yerleri sevdiği için Peru’da olduğu gibi Afrika’da da yetişir. Günümüzde özel fidanlıklarda yetiştirilmektedir. Genç fiden 8-10 yaşına gelip de gövdesi iyice kalınlaştığı zaman üzerindeki kabuklar kaldırılıp toplanır, kurutulur, toz hâline getirilir, sonra da bundan kinin elde edilir. Doktorlukta yüksek ateşlere karşı kullanılan bu çok değerli iliç ilk olarak Pelletier ve Caventou adlı iki Fransız bilgini tarafından bulunmuştur. Bazı şaraplara ve İştah açıcı içkilere kınakına kabuğundan elde edilen öz karıştırılır.


Paletüviye Ağacı


Paletiviye ağacı akarsu boylarında, deniz kenarlarında yetişir. Suya, ya da toprağa dalmış olan kökleri, gövdeyi yerden birkaç metre yüksekte, havada tutar.


Paletüvlye ya da rizofora ağacı denen bu ağaç, nemli ve çamurlu topraklarda yetişir. Kökleri bataklıklarda hatta deniz suyunda bile dai-budak salabilir. Meyvalar, daha ağacın üzerindeyken İnce uzun bir kök salarlar. Meyva olgunlaşıp da ağaçtan kopunca alt taraflarındaki bu sivri kök çamura ya da batağa döşüp ok gibi saplanır. Senegal’de bir zamanlar Casamance nehri ağzında midye yüklü bir gemi batmıştı içindeki midyeler hemen oradaki bir paletüvlye ağacının kökleri üzerine salkımlar hâlinde tutunmuşlardı. Kökler üzerinde yerleşmiş olan midyeler rahatlıkla beslenmekte ve çoğalmaktadırlar.


Yerfıstığı


Yerfıstığı sıcak ülkelerde yetişen bir bitkidir. Meyvalarından ya kavrulduktan sonra eğlencelik olarak veya ağır preslerden geçirilerek yağ elde edilmesinde yararlanılır. Salatalımıza koyduğumuz yağların içinde yerfıstığı yağı da vardır.


Yerfıstığı, fasulyeye benzer bir bitkidir. Çiçekleri solunca sapları yere doğru kıvrılır ve toprağa girer. Böyle olunca da meyve toprağın İçinde meydana gelip gelişir. Bu meyve fasulye biçimindedir. Kabukları açıIınca İçinde yağ bakımından çok zengin İki tane bulunur. Eğlencelik olarak yenilen yer fıstıkları kavrulduktan sonra satılır. Büyük yağhanelerde yerfıstıkları sıcaklık altında preslerden geçirilerek yağları çıkartılır. Geriye kalan küspesi de ya hayvanlara yedirilir, ya da gübre olarak tarlalara yer alır.


 


 


 

13 Mart 2016 Pazar

Radar, Tepki, İlk Model Nedir? Ne İşe Yarar?

Radar


Gecenin karanlığında bile havadaki bir uçağın varlığını ve bize olan uzaklığını bildiren bir âlettir. Uçaklar radar yardımıyla yollarını bulur, hava kötü olduğu zaman da dar, uzakta bulunan, gözle, dürbünle görülmesi imkânsız olan cisimleri tespit edip haber veren bir filettir. Radyo yayım esası üzerine yapılmıştır. Devamlı dönen anteninden çıkan dalgalar herhangi bir cisme çarptıkları zaman yine antene geri döner. Bu gidiş-dönüş boyunca aradan geçen zaman o cismin uzaklığını bildirir. Devamlı dalgalar yollamak suretiyle de o cismin gittiği istikameti tespit etmek mümkün olur. Hava alanlarında, limanlarda bulunan çok kuvvetli radarlarla hava ve deniz trafiği İdare edildiği gibi, uçaklar ve gemiler de radarla yollarını bulabilir ve karşılarına çıkan engellerden korunurlar.


Tepki


Tepkinin kuvvetiyle bahçelerimizi sulayan fıskiye döner, bahçıvanın elindeki su hortumu tıpkı canlı bir yılan gibi kendi kendine yerde kıvranır. Hatta en modem uçaklar bile tepkinin verdiği güçle uçarlar.


Başka bir cisim üzerine bir itiş gücü tatbik eden her cisim, o cisimden, İtiş gücü, ne eşit, fakat ters yönde bir İtiş gücüne maruz kalır ki buna da tepki denir. Bu tepki, dengenin bozulması halinde bir hareket doğmasına sebep olur. Bir topa vurduğu, muzu düşünelim. Vuruşumuz bir etkidir. Topta, vurma kuvvetimize eşit, fakat ters yönde bir kuvvet doğar. Tıpkı bunun, gibi tepkili motorlarda da basınçlı gaz, reaktörün çıkış yeri hariç, her noktasına büyük bir basınç yapar. Bu durum bir dengesizlik meydana getirir. Reaktör, gazın çıkışı yönünün tersine doğru şiddetle İtilmiş olur. Böylece de uçak hızla İleri fırlar.


Tecrübe pilotları uçak, füze ya da yarış arabası gibi taşıtları, yapıldıktan sonra ilk defa kullanıp deneyerek hayatlarım tehlikeye atarlar. Bunların cesur olmaları, tehlike karşısında soğukkanlılıklarını kaybetmemeleri gerekir.


Yarış motoru olsun, helikopter olsun, füze olsun, uçak olsun, yeni yapılan her aracın ve taşıtın kullanılmaya başlamadan önce denenmesi gerekir. Uzmanlar ve tecrübe pilotları bu yeni taşıtları deneyip kullanılmaya başlandığı zaman meydana çıkabilecek bir kusurları olup olmadığını kontrol ederler. Ancak tespit edilen kusurlar giderildikten sonra seri imalata geçilir. Tecrübe pilotları sayesinde denenen taşıtın hızı, manevra kabiliyeti ve önceden kesinlikle bilinmeyen özellikleri anlaşılmış olur.


İlk Model


Yeni bir makine ya da taşıt aracı yapıp seri yapıma geçilmeden önce bir modeli yapılır. Üzerinde bütün güvenlik ve sağlamlık denemelerinin yapıldığı bu modele “ilk model“ denir.


Bir araç yapılmaya başlanıp kullanılır hâle gelinceye kadar birçok safhadan geçer, önce plânları çizilir, tecrübe edilmek için ilk modeli imal edilir, deneyleri yapılır. Görülen aksaklıkları giderilerek yeni yeni modeller meydana getirilir. Sonra da seri hâlde yapımına geçilir. Böylece araç kusursuz hâle getirilmiş, kullanılmasındaki tehlikeleri ortadan kaldırılmış, en iyi verim sağlanmış olur.


 

11 Mart 2016 Cuma

Dalma Odası, Dalgıç, Periskop ve Köşk ile İlgili İlginç Bilgiler

Köşk


Geniş bahçelerin içinde inşa edilmiş süslü evlere denir. Bir de bando ve orkestraların açık havada konser verdikleri yer vardır ki buna da bando köşkü denir. Üçüncü köşk ise kaptanların çevrelerini görüp gemilerini idare ettikleri yere yâni kaptan köşküne denir.


Osmanlı’lar çağında açıklık yerlerde, bahçe içerlerinde süslü evler inşa edilir ve bg evlere köşk denirdi. Umumi halk bahçelerinde akşamları, bayram günleri konser veren bando ve orkestraların, çardağı andıran yüksekçe yerlerine de bando köşkü denilir. Bugün İstanbul’da Gülhane Parkı’nda böyle bir bando köşkü vardır. Bir de kaptan köşkü vardır: Geminin en yükâek yerinde ve çevreyi gayet iyi görebilecek bir şekilde yapılmış olan bu köşkte bulunan kaptan, çevresindeki çeşitli âlet ve araçtan yararlanarak makine dairesine, dümenciye ve çeşitli görevlilere gemiyi sevk ve idare için gereken direktif ve emirleri vermektedir.


Periskop


Denizaltı gemisi’nin en önemli âletlerinden biridir. Kaptan köşkünün içindeki subaylar, denizin üzerinde olup bitenleri, periskop yardımıyla görebilirler. Bunun için de denizaltı gemisi’ni su yüzüne çok yaklaştırır ve periskopun ucunu suyun üzerine çıkacak şekilde yükseltirler.


Periskop, kendimizi göstermeden çevremizdekileri görmemize yarayan bir âlettir. Kullanıldığı pek çok yer vardır. Siperlerin içindeki gözcü erler, periskop sayesinde düşman ateşine hedef olmadan, gizlendikleri yerden karşı tarafı gözetleyebilirler. Bunun gibi içine iki ayna yerleştirilmiş basit bir periskop, bayram şenliklerindeki büyük geçitlerde kalabalığın gerisinde kalsak bile olup biteni seyretmemizi sağlar. Geliştirilmiş bazı periskoplar tıpkı dürbün gibidir, iki gözümüzü dayayarak bakarız. Denizaltı periskopları daha da geliştirilmiştir. Bunlarda basit aynalar yerine çeşitli meriçekler ve yansıtıcı prizmalar bulunur.


Dalgıç


Dalgıç herhangi bir iş görmek amacıyla suların derinliklerine inen dalıcıdır. Üzerindeki özel elbise» dalgıcı suyun ezici basıncından korur ve ona nefes alması için lüzumlu havayı verir.


Batmış, ya da dibe oturmuş gemileri yüzdürmek, can kurtarmak, rıhtım ve mendirek İnşasında çalışmak, sünger çıkarmak, bilimsel İncelemelerde bulunmak gibi bazı İşler dalgıçlardan, hatta dalma odalarından faydalanılmasını gerektirir. Yapılacak işin şekline göre de dalgıcın elbisesi de. Şişir. Kurbağa adamlar üzerlerine lâstikten dar bir dalış elbisesi giyip sırtlarına solunum aygıtlarını takarlar. Buna karşıIık daha derinlerde çalışmak zorunda olan dalgıçlar, maden parçalarıyla ağırlaştırılmış özel dalış elbiselerini giyerler, başlarına da önü camlı, madenden küre biçimindeki başlıklarını geçirirler.


Dalma Odası


Ağzı aşağıya doğru çevrilmiş, içi hava dolu bir bardağı suya batırdığımız zaman, suyun bardağın içine dolmadığım görürüz. Dalma odası da, suyun içine indirildiği zaman işçilerin ıslanmadan rahatça çalışmalarını sağlayan, ‘ çan biçiminde bir odadır.


Çok eskiden beri bilinen, günümüzde de kullanılan dalma odaları, dalgıçların ağır elbiseleri İle çalışamayacakları durumlarda İşçilerin çalışmalarında büyük kolaylıklar sağlar. İşçiler, çan biçimindeki bu odanın tepesindeki hortumdan devamlı olarak verilen havayla solunur ve yeryüzündekine yakın bir rahatlık İçinde çalışabilirler. Çan odasından, daha çok deniz dibinin düzeltilmesi gibi sürekli bir çalışma gerek, tiren durumlarda yararlanılır. Bununla beraber işçiler ‘basınç ve nem oranının yüksek olması bakımından çabuk yorulur, sık sık su yüzeyine çıkmak İhtiyacını duyarlar.


 


 

Çemberlitaş’ta Neler Var? Neler Yapılabilir?

Çemberlitaş’taki Cami ve Külliyeler


Çemberlitaş’ın yakınlarındaki camiler ve külliyeleri şu anda olduğundan daha fazla ilgi gösterilmeyi hak ediyor. Yolun hemen karşısındaki sekizgen mimariye sahip Köprülü Camii 1659-1660 yıllarında bu güçlü aileden gelen ilk sadrazam olan Köprülü Mehmed Paşa ve oğlu Fazıl Ahmed Paşa için yaptırılmış. Mehmed Paşa ilk bakıldığında türbe zannedilen caminin bahçesinde yatıyor. Türbesinin üstünü tamamen açık olup, sadece bir ızgarayla örtülmesinin nedeni bir rivayete göre şöyle; “zalim” lakabıyla da bilinen paşa zamanında çok insanı İdam ettirmiş ve cehennemde yanarken içeri giren yağmurun serinlemesine yardımcı olacağı düşünülmüş!


Cami ilk başta külliyedeki medresenin ders verilen bölümü olarak kullanılmış. Bu külliyenin bir parçası da Çemberlitaş Hamamı’nın biraz aşağısındaki XVII. yüzyıl eseri olan Vezir Hanı. Bir zamanlar çifte avlusuyla tüccarların ve hayvanlarının uğrak yeri durumundaki han, günümüzde oldukça gözden düşmüş ve ihmal edilmiş. Han eskiden bir geçitle direkt olarak Çemberlitaş Hamamı’na bağlanıyormuş.


Sütunun öbür yanında, II. Bayezid zamanında sadrazam olan harem ağası Atik Ali Paşa İçin 1496’da yapılan Atik Ali Paşa Camii’ni ziyaret edebilirsiniz. Bir adı da Sedefçiler Camii olan eser, klasik üslupta yapılmış. Avlu kapısından çıktığınızda göreceğiniz zarif çeşmeye göz atmanızı öneririz. Hazır buralardayken, Koca Sinan Paşa Camii’ni de ziyaret edin. Cami, türbe, sebil ve medreseden oluşan külliye, 1569’da Yemen’i fetheden sadrazam Sinan Paşa için yaptırılmış, mimarı Davud Ağa. Şu anda Balkan Türkleri Kültür Merkezi’ne ev sahipliği yapıyor.


Ana cadde üzerindeki diğer bir eser olan Çorlulu Ali Paşa Medresesi 1708 yılından kalma burada eşsiz Ali Paşa Nargilesinin tadına bakabilirsiniz.. Yolun karşısındaki Kara Mustafa Paşa Külliyesi ise 1683’te ll.Viyana Kuşatması’nı gerçekleştiren sadrazam tarafından 1669-1690 yılları arasında yaptırılmış. İçinde bir cami ve Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) Müzesi var.


Çemberlitaş’ta Neler Yapılabilir?


Çemberlitaş Hamamı’nı ziyaret edin. Çemberlitaş’a göre daha az bilinen Gedikpaşa Hamamı, aynı isimdeki caminin yanında, 1474 senesinde Sadrazam Gedik Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış. Sultan II. Mehmed’in sadrazamı olan paşanın hamamı muhtemelen İstanbul’un en eski hamamı. Yeni restore edilen yapının erkekler ve kadınlar için ayrı bölümleri var.


İstanbul’da nargile içebileceğiniz en özgün yerlerden biri XVIII. yüzyıldan kalan Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nin avlusu. Camiyle beraber külliye olarak yapılan medresenin bir kısmı orijinal haliyle korunurken, diğer kısmı şark köşesi tarzıyla misafirlerini ağırlıyor. Çok otantik bir yer. Elinizdeki kitabın yazarlarından biri Çorlulu olup Ali Paşa İlkokulu’nda okuduğu için bu yeri hararetle tavsiye ediyoruz! Avluda turistik eşya satan dükkânlar da var.


Kesik Baş


Çorlulu Ali Paşa Medresesinde nargilenizin keyfini sürerken oturduğunuz yere ismini veren, Sultan III. Ahmed’le çatışan ve 1711’de Midilli Adası’nda kafası kesilen Ali Paşa’yı yâd edin. Kesik başı İstanbul’a getirilmiş ve üç yıl önce kendi yaptırdığı caminin külliyesine gömülmüş.


Pierre Loti’nin Evi


Çemberİitaş’tan Beyazıt Meydanı’na doğru yürüdüğünüzde sol tarafta, 15 numarada Fransız yazar Pierre Loti’nin 1910 senesinde dokuz ay kaldığı evi göreceksiniz. Burası Pierre Loti’nin İstanbul’da iken yaşadığı evler içinde günümüze ulaşabilen tek yer. Girişin üzerindeki tabelada bu konuda bilgi var.


Çemberlitaş’a Nasıl Gidilir?


Çemberlitaş’a tramvayla ulaşabileceğiniz gibi Sultanahmet’ten yürüyerek de gelebilirsiniz.


 


 


 


 


 

8 Mart 2016 Salı

Teyp, Play-Back, Diyapazon ve Ses Telleri

Teyp


Teyp, bir mikrofon aracılığıyla aldığı müziği ve sesleri, mıknatıslama yoluyla plastik bir şerit üzerine kaydeder. Bu sesleri ve konuşmaları istediğimiz kadar dinleyebiliriz.


Teyp, üzeri manyetik demir oksidi kaplı, kırmızımsı kahverengindeki bir film şeridinin üzerine manyetik yolla ses kaydeden bir aygıttır. Şerit, mikrofondan gelen akımın direncinin devamlı değişmesiyle etkilenen, “kafa” adı verilen bir elektromıknatısın önünden geçirilir; şerit mıknatıslanmış olur. Mikrofona söylenen sözler bu şeride kaydedilir. Bu sesleri dinlemek istediğimiz zaman kendisi bir mıknatıs hâline gelmiş olan şerit, ses verme kafasının önünden geçirtilir. Böylece mikrofondan gelen akımın değişen direncinin aynı elde edilir, bu da hoparlörler aracılığıyla ses hâline getirilir.


Play-Back


Çoğu zaman televizyon ekranındaki şarkıcılar şarkı söylemezler, daha önceden teype alman şarkıları çalarken kendileri de söylüyormuş gibi yaparlar. Eğer ‘play – back’ (pley-bek okunur) muvaffak olmuşsa televizyon seyircisi hiçbir şeyin farkına varmaz.


“Play-Back” İngilizcede, arkadan çalmak anlamına gelir. Şarkıcı, daha önceden teybe alınmış şarkısı çalınırken ağzını anlık şarkıyı o söylüyormuş gibi hareket ettirir ve kaliteli bir senkronize tekniğiyle bu hareketlerin şarkıya tıpatıp uymayanı gözetir. Bu teknikten önceleri sinemada yararlanılmıştır. Bazı şarkıcılar plak doldururlarken doğrudan doğruya orkestrayla birlikte söyleyemezler daha önceden plağa alınmış müzik çalınırken kendileri de sözlerini söyleyerek şarkının plağa kaydını yapmış olurlar.


Diyapazon


Piyano, gitar ve keman, telli müzik âletleridir. Bu teller fazlaca gerildiği ya da biraz gevşetildiği zaman müzik âletinin akordu bozulmuş olur, yanlış sesler verir. Diyapazonun sesini dinleyerek müzik âletlerini kolayca akort ederiz.


Telli müzik Ketlerinin sesini uyumlamaya yarayan diyapazon, hafifçe vurarak titreşmesini sağladığımız, U biçiminde kıvrılmış bir çelik parçasıdır. Kolları ne kadar kısa olursa titreşim o kadar tiz olur. Diyapazon yapan kimse, bir eğeyle bu kolların uçlarını hafifçe törpüleyerek istediği kadar kısaltır böylece bir –la- sesini (saniyede 440 titreşimli) elde eder. Diyapazona hafifçe vurarak bu –la- sesini pek çok kere dinleyebilir ve böylece müzik iletimizi akort edebiliriz. Diyapazonun akordu hiç bozulmaz.


Ses Telleri


Gitar ya da kemanın sesi, değişebilir uzunluktaki az ya da çok gergin tellerin titreşimi sonucu meydana gelir. Bizim sesimiz ise boğazımızdaki ses tellerini titretmemiz sonucu çıkar.


Sesler, bazı cisimlerin havanın İçinde titreşimi sonucu elde edilirler Meseli İyice gergin bir telin parmakla çekilip bırakılması ya da yassı, ince, ucu madeni şeritlerin Özerine hava üflenmesi gibi Gırtlağımızda, kararla İsteğimize göre gerip gevşetebildiğimiz İki bağ vardır. Bunlar ses telleridir. Nefes verdiğimiz, hatta İçimize çektiğimiz havanın etkisiyle bu teller titreşir ve bir ses çıkmasına sebep olurlar. Ağzımızı, dudaklarımızı hareket ettirerek bu değiştirebilir, ona istediğimiz şekli verebiliriz.


 

6 Mart 2016 Pazar

Işığın Yansıması, Işığın Kırılması, Serap ve Ultra Sesler

Işığın Yansıması


İster ışık, ister ses ya da radyo dalgaları olsun, bütün dalgalar, üzerine çarptıkları bütün cisimler taralından tekrar geriye gönderilirler. Meseli bir aynadan yansıyan ışık dalgaları, bir görüntünün meydana gelmesine sebep olur. Renkli yüzeyler, üzerine düşen ışığın bir kısmını yansıtır, diğer renklerinkini emerler, alıkoyarlar. «Sonar» veya radar, ses ya da hertz dalgalarının yansıması temeline dayanarak alışan aygıtlardır. Işık üretmeyen bir cisim, genellikle yüzeyi ışık ışınlarını yansıttığı İçin görülür.


Ay aslında ışık veren bir cisim değildir. Bizler ayı, güneşin ışığını yansıttığı için görürüz. Bir cismin ışığı yansıtması demek, tıpkı ay gibi gelen ışığı geri göndermesi demektir. Ayna etrafındaki manzarayı yansıtan her düz yüzey, hatta durgun bir suyun yüzeyi bile bir çeşit aynadır.


Yüzeyine bakarak kendimizi gördüğümüz aynalar arkasına ince, parlak bir madensel levha konulmuş cam levhalardan yapılmıştır.


Ayna; ışığı yansıtır ve üzerine düşen görüntüleri geri gönderir. Ayna, genellikle temiz bir cam levhanın arkasına ince, parlak madensel bir tabakanın konmasıyla yapılır. Aynadaki görüntü, alt olduğu cismin simetriğidir. Saçı soldan ayrılmış bir yüz, aynada sağdan ayrılmış gözükür. Ortası kabarık ya da çukur aynalar görüntünün şeklini bozar. Dış-bükey bir ayna otomobil kullanan kimsenin arkasını görmesinde, düz bir aynadan daha çok alanı gösterdiği için daha yararlı olur. Ortası çok hafif çukur olan bir tuvalet aynası yüzümüzü olduğundan daha büyük gösterir. Bu gibi aynalara «dev aynası» denir.


Serap


Yazın bazan kızgın güneşin altında, yolda, çok ilerde, üzerinde gökyüzünün aksi vurmuş su birikintileri görür gibi oluruz. İnsanı aldatan bu görüntüler sıcaktan ötürü meydana gelir ve bunlara “serap” denir. Aslında yolun üzerinde görüldüğü gibi su birikintisi yoktur.


Bir gölün suları ışık ışınlarını yansıtır, biz de uzaktan etrafındaki ağaçların suya düşmüş, başaşağı akislerini görürüz. Bir fava tabakası da ışık ışınlarını yansıtabilir ve uzaklardaki bir manzaranın başaşağı görüntüsünü aksettirebilir. Bu yansıma olayı, çöl, şose gibi yerlerirç etkisiyle aşırı ısınmış havanın soğuk bir hava tabakasıyla temas etmesi sonucu olur. Bu İki hava tabakasının ayrıldığı yüzey ayna görevini görür ve uzaklardaki bir palmiye toplulu, ğunun yeşilliğini ya da siyah renkli senin üzerinde tıpkı su gibi parlayan gökyüzünün bir kısmını yansıtarak blzleri aldatır.


Işığın Kırılması


Işık suya girdiği, ya da camın içinden geçtiği zaman birden yön değiştirir. Bu olaya ışığın kırılması denir. Suya batırdığımız sopanın suyun içinde kalan kısmının kırılmış gibi görünmesi bu yüzdendir.


Kırılma, 191le hızının değişmesi sonucu meydana gelen bir olaydır. Yarı saydam cisimler ışığın hızını saydam cisimlerden daha çok keserler. Bütün saydam cisimlerin ışığı kırma derecesi aynı değildir. Değişik tabiattaki cisimlerin içinden geçen bir ışığın ışını, eğer dik açı meydana getirecek şekilde gelmiyorsa bu değişik cisimlerden herbirinin içinden geçerken her seferinde yön değiştirir. Havada ışığın hızı saniyede 300.000 kilometreye yaklaşır. Suda ise ancak saniyede 225.000 kilometre kadardır.


Ultra Sesler


Ses; tel, çıngırak, şerit hâlindeki madenî levha, tahta, vs… gibi çeşitli maddelerin titreşmesiyle meydana gelir. Bu titreşimler çok çabuk olduğu zaman insan kulağı bu sesi duyamaz. Ultra sesler adı verilen bu sesleri bazı hayvanlar duyabilir.


İnsan kulağı ancak saniyede 20.000 titreşimlik frekanslar arasındaki sesleri duyabilir. Saniyedeki titreşim sayısı az olan sesler “pes” çok olanlar da “tiz” seslerdir. Saniyedeki titreşim sayısı 20.000Mn üzerinde olan sesleri insan kulağı duymaz. Bu seslere ultra sesler ya da “duyöte-sesler” denir. Köpek, sahibinin özel bir düdükle çalıp çıkardığı ultra sesleri duyar, koşar yanına gelir. Hâlbuki etrafta hiç kimse adamın köpeğini çağırdığını duymaz bile. Yarasalar da çok tiz sesler çıkartarak çevrelerindeki engelleri bir radar gibi tespit ederler.


 

5 Mart 2016 Cumartesi

Gökkuşağı, Gök Gürültüsü ve Şimşek

Gökkuşağı


Güneş ışığı bize beyazmış gibi görünür. Aslında bütün renklerin karışmasından meydana gelmiştir. Bazı kereler, gökyüzünde renkli bir kuşak görünür. Gökkuşağı denilen bu kuşak, yağışlı havalarda güneş ışığının su damlalarından geçerken renklerin ayrılmasından olur.


Cam prizmalar, kristal mercekler, ya da su damlaları gibi bazı cisimlerin, ışık ışınlarını bölüp temel renklerine ayırabilme özelliği vardır. Bu olay, bu renklerin her birinin kırılma açısının aynı olmamasından ileri gelir. Güneç ışığı kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lâcivert ve mor renklere bölünür. Bu renkler gökkuşağının 7 rengi vardır. Bunlar, güneç ışığının gözle görülebilen renkleridir. Ayrıca “morötesi” (ultra-viole) ve “kızılötesi” (enfraruj) renkleri vardır, ama bunları gözümüzle göremeyiz.


Gök Gürültüsü


Gök gürültüsü, fırtına sırasında şimşeğin meydana getirdiği sestir. Bu korkunç gürültü, aslında zararsızdır. Çünkü bize kadar geldiği zaman yıldırım çoktan düşmüştür bile.


Gök gürültüsü, çimçeğin çakarken meydana getirdiği patlamanın sesidir. Milyonlarca volt kuvvetindeki bu kıvılcım, yolu üzerinde öylesine yüksek bir sıcaklığa sebep olur ki, kızıçan havanın hacmi artar, bunun sonucu olarak da müthiş bir sesle patlar. Bu gürültü, baça bulutlara, ya da yeryüzündeki çeşitli engellere çarparak yansır: Böyle olunca da çimçek çakıp kaybolduktan sonra gök gürültüsü tekerlenmeler hâlinde uzayıp gider. Yıldırım yakınımiza düşmüşçe gök gürültüsü tıpkı bir İnfilâk ya da top sesi gibi âni ve şiddetli olur.


Şimşek


Fırtınalı havalarda gördüğümüz şimşekler, ya iki bulut arasında, ya da bir bulutla yeryüzü arasında meydana gelen çok kuvvetli elektrik kıvılcımlarıdır.


Birbirine sürtünen İki cismin elektrik meydana getirdiğini biliriz. Bazı cisimler bu elektriği toplayıp depo edebilirler. Bulutlar da rüzgârların etkisiyle İçindeki buz kristalleriyle tozların birbirine sürtünmesiyle meydana gelen elektriği depo etmeye yararlar. Bu yüklenen elektrik bazan o kadar fazla olur ki ya yakınındaki bir başka bulutla ya da kocaman bir elektrik kondansatöründen farksız olan dünyamız arasında bir kıvılcım meydana gelir. Gök gürültüsü, çimçek dediğimiz bu kıvılcımın bize, yeryüzüne kadar gelen gürültüsüdür.


 

29 Şubat 2016 Pazartesi

Hidrojenleşme, Hidrokarbonlar, Hidrometre ve Hidrosfer

Hidrojenleşme


Kimyada, bir bileşiğin yapısına hidrojen katrna tşîdir. Hidrojen katılması daha çok karbon atomuna yapılır, karbonun birbiriyle veya başka bir cins âîomla dian çift bağlı durumu bozulur, tek bağla eski bağlantısını devam ettirirken koparı Öteki bağların ucuna hidrojen bağlanır.


Formül organik bir bileşiğin yapı formülüdür; organik bileşiklerde bulurlar) elamanların birleşme lira ve; şekillerini gösterir.


Organik kimyada hidrojenleşmeye çok çeşitli bileşikler elde edilir. Bunlardan bazıları şunlardır: İtilandan atan; iletilenden atilin, ondan da otan; aldehit ve ketonlardan alkoller; nitro bileşiklerinden aminler; benzenden çiklo benzen; naftalinden tetrelin, ondan da «dikelin; fenolden çiklo heksenol ve çiklo hekienon. Hidrojenleşmenin endüstride kullanılış yerlerinden en Önemlileri benzin ve margarin endüstrileridir.


Kömürden Benzin


Benzin elde edilmesi için kömür tozu, bezi ağır yağlarla karıştırılarak, 200-300 atmosfer basınç altında, 460 derece sıcaklıkta hidrojenle sıvı fazda karşılaştırılarak parçalanır. Bu sırada çoğu orta, pek azı hafif yağlar elde edilir. Bundan sonra hafif ve orta yeğler sabit katalizörler üzerinden gaz fazında olmak üzere 200-300 atmosfer baskı ve 420 derece sıcaklıkta yeniden parçalanır. Bu şekilde % 30-70 arası verimli benzin elde edilir. Burada kullanılan uygun katalizörler volfram ve mobilden sülfürlerdir, Bu usul Alman kimyacısı Bergiuı’ un adını taşır.


Bitkisel Yağların Katileştirilmesi


Bugün besin endüstrisinde margorrn yapımı Önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Eskiden yağ İhtiyacı hayvansal, az bir kısım da bitkisel yeğlerle karşılanırken daha sonra çoğalan insan kütlelerine hayvansal yağlar yetişmemiş,. sindirim sistemimize daha uygun olan bitkisel .yağlar yapılmıştır. Bitkilerden sıvı halde çıkarılan yağların tatları hayvansal katı yağlardan çok farklıdır. Bu sıvı yağlar hîdrojenleşmeyle katılaştırılır, bazı bileşikler, vitaminler, aklanarak hayvansal yağlardan tereyağı ve benzeri yağların oluşumunda kullanılır.


Margarin yapımında an çok kullanılan yağlar ayçiçeği, pamuk, soya, zeytin yağlandır. Yağlar raflriasyondan sonra Özel baskı kazanlarında ya 1/10.000 oranında palladyum siyahı ya da 1/100 oranında nikel katalizör yarcjımiyle hldrojenieştlrilir, Kazanlar dıştan buharla 125-200° ya ısıtılmıştır. Baskı 5-7 atmosfer arasıdır. Bıfçok kazanlar bir sırada bir batarya teşkil ederler. Yağ ve katalizör karışımı sırasıyla bataryayı dolaşır, çıkışta yağın kadar hidrojen aldığı yolda bulunur. Sonra yağ filtre preslerden süzülerek katalizörden ayrılır, 600° ye ısıtılarak tazelenir« Bu şekilde 80° da eriyen katı yağ ( hidra} önleştirilmiş yağ) elde edilir. Çeşitli adlarla satılan margarin bu yağdan yapılır (Bk, Margarin),


Hidrokarbonlar


Karbonla hidrojenin çeşitli biçimlerde, belirli Oranlarda birleşmesinden doğan bileşiklerdir. Organik kimyada bileşikler yapılarına göre zincirli  alifatike «halkalı» (aromatik ) okriek üzere ikiayrıldığına göre hidrokarbonlar da «alifatik» ve «aromatik» olmak ürere ikiye ayrılır,


1- Alifatik Hidrokarbonlar: Karbonların blrblrlyle birleşmelinden doğan bileşik İskeleti ya düz zincir biçiminde, ya da dallanmış bir durumdadır. İskelette karbonlar arası bağlantılar tek bağla olduğu zaman meydana gelen bileşiklere «parafinler» denir. Parafin, Lâtince, «İlgisi az» anlamına gelir. Parafinlerden başka bileşikler türetmek güçtür, çünkü tepki hızları azdır. En basit hidrokarbon metandır. Bu dizi ethan, propan, bütan şeklinde devam eder.


2- Aromatik Hidrokarbonlar: En basit üyesi «benzen» dır. (Almanlar buna «benzol» derler. «Ol» hecesi alkollere alt olduğu İçin benzen adı uluslararası adlandırma sistemi İçin daha uygun görülmüştür.) Aromatik kimyada bütün bileşikler basit hidrokarbonlarından türar. Halkalı olduğu halde alifatik sistemden sayılan bileşiklere «eliçiklik» denir.


Bütün hidrokarbonlar tabiatta petrolde bulunurlar. Çeşitli bölge parafinlerinin özellikleri başka başkadır. Amerikan patrollerl normal parafinlerle ise parafinlerden meydana geldiği halde, Kafkas ye Asya petrolleri çiklo parafinler (naftenler)den meydana gelmiştir. Romanya petrolleri ise Amerika ve Kafkas petrolleri orasında bir bileşimler karışımıdır.


Hidrometre


Sıvıların özgül ağırlığını ölçmek İçin kullanılan bir araçtır. İçi boş, cam bir tüptür. Altında ağırlık vardır; üst yeni da bölüntülüdür. Hangi özgül ağırlığı ölçülmek, isteniyorsa hidrometre o sıvının içine bırakılır. Arkhimldes Kanunu’na uyarak taşırdığı, ya da yer değiştirdiği sıvının ağırlığı kendi ağırlığına eşit oluncaya keder sıvının içine batar. İki ağırlığın tam eşit olduğu noktada .sıvı İçinde dengede durur. Bu ende sıvının üst yüzeyi hizasına gelen bölüntü değeri bize doğrudan doğruya sıvının özgül ağırlığını gösterir.


Hidrosfer


[Suküre]  dünyanın kısımlarından biridir, denizlerin meydana getirdiği su küresi bu adla anılır. Yeryüzünde litosfer (taşküre) den daha çok yer kaplar. Atmosferin nasıl çeşitli yüksekliklerde sıcaklığı, yoğunluğu değişikse, hidrosferin de değişiktir. Derinliklerine inildikçe suyun soğukluğu arter. Sular derinleştikçe basıncın da arttığı bilinen bir gerçektir.


Yalnız, hidrosferin klmyasaf bileşimi sıcaklıkla, basınçla değişmez; ,ançek suyun tuzlu, tatlı olmasına göre değişir. Göl ve ır mek sulan tatlıdır. Bunlar hidrojen, oksijen ve başka elamanlardan meydana gelir. Bu elemanların ehil, suyun bulunduğu çevredeki toprakların, kayaların yapısına bağlıdır. Tuzlu sular İse denizleri meydana getirir, Bazı göller de tuzludur. Bu sularda hidrojenden, sodyumdan başka tuz (sodyum klorür) de bulunur. Tuzlu sularda ayrıca büyük ölçüde magnezyum, potasyum, kalsiyum vs, vardır. Pek az miktarda altın, gümüş ve radyuma da raslanır.


 


 

3 Şubat 2016 Çarşamba

Tarihte Garip Yasaklarla “Çarşı Hamamlarındaki Gayrimüslimler”

Tanzimat’a kadar memleketimizde tatbik edilmiş eski yasaklardan garip, garip olduğu kadar da hazin ve tuhaflarından biri de, çarşı hamamlarına giden gayrimüslimlerin nalın giymekten men edilmiş olmalarıdır. Her nedense, hamama giren gayrimüslimlerin Müslümanlardan ayırt edilmesi düşünülmüş, gayrimüslimlerin nalımsız dolaşmaları münasip görülmüş fakat Müslümanların da ayaklarından nalım bırakabileceklerine göre, bu da kâfi görülmemiş, bu hamam yasağına bir garip madde daha ilave edilmiş, gayrimüslimlere verilecek peştamallara, alameti farika olarak birer demir halka takılmıştır. Aşağıdaki satırlar Sultan İbrahim’in ilk saltanat yıllarında, 1640 (hicri 1050) senesinde tanzim edilmiş bir narh defterinden alınmıştır ki zamanımızdan üç buçuk asır evvelki büyük şehir hayatında, bir çarşı hamamında, hamamcı ve hamam müstahdemlerinin riayet etmeleri gereken nizamı göstermesi, yukarıda kaydettiğimiz yasaklan belirtmesi, hülasa cemiyet ilmi ve tarih bakımından çok kıymetlidir:


“Hamama gusl için girenden bir akçe alına, kise sürünüp tıraş olandan iki akçe alma. Hamamcıya mürüvveten ziyade viren_jed-dolunmaz. Müşteri mürüvveten dellak ve natıra akçe verdikte hamamcı ücretini yine verir. Müşteri, bilhassa fukara ve diyar garipleri misafirler mürüvveten akçe vermedikçe dellak ve natır akçe talep etmeyeler. Dellak müşteriyi tıraş ettikte boynuna peştamal tuta ki teri üzerine akmaya. Müşteriye riayet olunup pak ve kuru peştemal ve silecek verile. Dellak ve natır ibrişim peştamal istimal edeler. Müşteri murat edindiği dellakı istihdam eyleye. Dellak ve natır, müşteri çıktıkça (bahşiş için) müşteriyi göz hapsine almayalar. Kefere peştamal ve silecek kurutulan kafes yanında soyunup kefereye nalın verilmeye, peştamallara halka alamet konula.


Kefere için halvetten taşra mahsus kuma olup Müslümanlara zahmet vermeyeler ve halvete girmeyeler. Keferinin avreti dahi erleri gibi Müslüman avretlerinden seçilip en aşağı yerde soyunup kumaları dahi ayn ola.” XVm. asır başlarında III. Ahmed zamanında sadrazamlığa kadar yükselmiş ve garabetleri, tafrafüruşluğuyla tanınmış vezirlerden Kalaylıkoz Ahmed Paşa, gayrimüslimler hakkındaki bu hamam yasağma pek gülünç bir ilavede bulunmuştu, şöyle ki, gayrimüslimlerin peştamallarına takılan demir halkaları kâfi bir alameti farika görmemiş, halka yerine, gayrimüslimlere verilecek peştamallara birer küçük çıngırak bağlatmıştı.


 

30 Ocak 2016 Cumartesi

Sonbaharın Getirdiği Hüzünle Sokaklardaki Kestaneciler

Bilindiği gibi kestane kebabın mevsimidir sonbahar. Hemen hemen İstanbul’un en yoğun semtlerinin her köşesine konuşlanmış olan kestanecilerin birçok aşka şahit olduğu aşikârdır. Nitekim mevsim son bahar olunca inanların iklimsel soğukluktan kaynaklanan birbirlerine olan yakınlıkları da artmaktadır. Hal böyle olunca çifte kumrular diye tabir edilen ve dışarıdan bakılınca çok hoş görülen güzel bir olayın sahnelenmesine şahit olanların onlara ikramıdır kebap kokusu…


Her rüzgârda yaprakların düşüşünün arttığı tabiri caizse başında saç kalmayan ağaçların gölgesinde gelişen bu olaylarda insanların beklentileri mutluluktur. Kasımda aşk başkadır derler sanırım sebebi içerisinde biraz ayrılık algoritmasının yatmasıdır. Yani hüzündür. Hal böyle olunca çok daha kıymetli olur insanın sevdiği.


Kestane kebaptan sarkan sokak aşkına uzanan bu yolculukta insanların bakış açıları ne olursa olsun, ister gerici ister ilerici sonucunda hepsinin kalbinin bir yerinde yaşanmışlıkları vardır. Kimi yaşayamadığı için görmek istemez, kimisine eski anılarını yaşattığı için kaçınmak ister… Hayat böyle bir şey işte.. Ama en çokta dramı yaşayanlar sokakta olanlar…


Sokaktaki kebapçıların dramı;


Bu dram içerisinde birçok ironiyi de barındırır aslında… Kimilerinin kavgalarına tanık olur o gözler kimilerinin sevgilisini söylediği hatta bir insanın söyleyebileceği en güzel sözleri duyarlar. Yerin kulağı olur ve insanların kalbi olur. Ama onların sıcaklığını yaşayamaz. Çünkü hava soğuktur. Hele bir de yalnızsa bu kişi için çok daha acıklı bir sonu peşinden sürükleyebilir. Nedeni umutlarının olmayışıdır belki de…


Evet, mevsim son bahar ve önümüz kış. Her şeye rağmen ardından gelecek olan ilkbaharı düşleyen iyimser insanların sokakların tenhalarında saklandığını da unutmamak gerekir. Çünkü insanların her türlüsü her yüz metre kare içerisine sığmaktadır. Bu belki bilimsel bir tabir olacak ama ne yazık ki öyle. Farklı düşüncede farklı kalıplarda insanlar. Çok uzatmaya da gerek yok, insanlar üzerinde ki araştırmalar yüz yıllardır devam etmekte ve devam edecek. Biz kestane kebapla son baharı kışa bağlayalım kafi…


 


 

17 Eylül 2015 Perşembe

Hakkında

Merhabalar ben Ceyda öncelikle bloğuma geldiğiniz için çok teşekkür ederim. Kendi hakkımda açıklama yapmayı pek doğru bulmuyorum hakkımda merak ettikleriniz için plus hesabımı inceleyebilirsiniz. Burada bloğum hakkında bir kaç bilgi vermek istiyorum. İçeriğinde yaşam, eğlence, adrenalin vb gibi bir çok geniş açılı yazılarımı bulabilceksiniz :) Umarım keyifli bir blog olarak bulursunuz yorumunuzda çok güzel olur :)